Bugün banka hesabınızdaki tüm rakamlar bir anda sıfırlansaydı, geriye "siz"den ne kalırdı?
Zaman, önüne kattığı her şeyi usulca eriten acımasız bir öğütücü; bunu biliyoruz. Bize her an baki kalacakmış gibi gelen dertler, sevinçler, unuttuğumuz yüzler o büyük akışın içinde birer gölgeye dönüşüyor. Ancak insanoğlu, zamanın bu eritici gücüne karşı kendine korunaklı, zamansız ve sarsılmaz bir zırh yaratmaya çalışıyor. Modern dünyada bu zırhın adı: Para.
Sinan Canan’ın ifadesiyle insan beyni, hayatta kalabilmek için önce tehlikeyi ve kötüyü görmeye programlanmış bir "biyolojik ürkekliğe" sahiptir. Kadim zamanlarda bizi vahşi hayvanlardan koruyan bu ürkeklik, modern dünyada yerini "likidite hırsına" bıraktı. Büyük bir felaket kapıyı çaldığında –örneğin bir deprem şehri sarstığında– mülkiyet değerinin düşmesi korkusuyla evine deprem testi yaptırmaktan kaçınan o rasyonel (!) insan zihnini hatırlayın. Göz göre göre ölüm tehlikesiyle yaşamak, mülkiyeti kaybetme riskinin gölgesinde kalır. Bu sadece bir inatçılık değil; derin, varoluşsal bir illüzyonun tezahürüdür.
"Omnipotent" Bir Panzehir mi?
Zihnimiz parayı "Omnipotent", yani her şeye gücü yeten, ölümü bile savuşturabilecek bir panzehir sanıyor. Parayı, gelecekteki her türlü belirsizliğe karşı bizi koruyacak kutsal bir kalkan mertebesine yükseltiyoruz. Oysa para, hayatın çıplak ve organik bir gerçeği değil; hepimizin körü körüne inandığı devasa, kolektif bir kurgudan ibaret. Tıpkı bir Oliver Twist romanı gibi, hepimizin üzerinde uzlaştığı ama temelde kurgusal olan bir hikaye...
Bugün Blockchain, dijital paralar ve yeni teknolojiler sadece bu hikayenin kayıt sistemini değiştiriyor; bizi bir "Düğümler Toplumu"ndan bir "Ağ Toplumu"na (Connectivity) taşıyor. Ancak asıl devrim teknolojide değil, insanın kendi içindeki hikayeyi dönüştürmesinde yatıyor. Güvende hissetme illüzyonuyla cüzdanlarımızı doldurdukça, ruhlarımızın neden bu kadar daraldığını, neden nefessiz kaldığımızı sorma vaktimiz çoktan geldi.
Durup Sorma Vakti
Hayatın gerçek değerlerini keşfetmiş bir zihin için paranın sınırları oldukça nettir. Yaşam felsefesini bu netlikle kuranların şu cümlesi adeta bir manifesto niteliğindedir: "Parayla satın alınabilecek kadar kıymetsiz şeylerin peşinde koşmaya vaktim yok; bu kadar uzun bir ömrüm yok."
Kadim uyarı bakidir: Siz kendinizi ve hikayenizi değiştirmedikçe, başınıza gelenler ve hissettiğiniz o anlamsız boşluk değişmeyecektir. Dijital ekranların, rakamların ve mülkiyet hırslarının bizi kendi gölgemizden kopardığı bu çağda, aynayı kendimize çevirmek zorundayız.
O halde yazıyı, modern insanın kaçtığı o en çıplak varoluşsal soruyla bitirelim:
Bugün banka hesabınızdaki tüm rakamlar bir anda sıfırlansaydı, geriye "siz"den ve "ürettiklerinizden" ne kalırdı?
Eğer bu sorunun cevabı sizi korkutuyorsa, aynadaki yüzünüzle tanışmanın ve hikayenizi yeniden yazmanın vakti gelmiş demektir.
