“Deprem değil, ihmal öldürür”
17 Ağustos Marmara Depremi’nin üzerinden 27 yıl geçtiğini hatırlatan Yörükcü, Türkiye’nin geçen yıllarda Van, Elazığ, İzmir, Kahramanmaraş ve Hatay depremleriyle benzer acıları yeniden yaşadığını belirtti.
Depremlerin engellenemeyeceğini ancak depremlerin afete ve büyük can kayıplarına dönüşmesinin önlenebileceğini ifade eden Yörükcü, bunun yolunun bilim, mühendislik, doğru planlama ve etkin kamusal denetimden geçtiğini söyledi.
“Yapı stokumuzu bilmeden deprem riskini yönetemeyiz”
Mevcut yapı stokunun bilimsel yöntemlerle değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Yörükcü, riskli yapıların belirlenerek risk düzeylerine göre güçlendirilmesi veya yenilenmesinin artık ertelenemeyeceğini dile getirdi.
Kentsel dönüşümün yalnızca bina yenileme ya da parsel bazlı uygulamalar şeklinde yürütülmemesi gerektiğini belirten Yörükcü, dönüşümün kamu yararını esas alan, risk odaklı ve kent ölçeğinde planlanan bütüncül bir süreç olması gerektiğini kaydetti.
Eskişehir’in zemini ve fayları için kritik uyarı
Eskişehir’in deprem riskinin göz ardı edilemeyeceğini söyleyen Yörükcü, kentin Eskişehir Fay Zonu’nun deformasyon alanı içerisinde bulunduğuna dikkat çekti.
Eskişehir ve Dodurga faylarının yanı sıra kuzeyde havzanın oluşumunu denetleyen fay sistemlerinin bulunduğunu belirten Yörükcü, Eskişehir Havzası’nın geniş kesimlerindeki genç, gevşek ve suya doygun alüvyal zeminlerin deprem dalgalarını büyütebileceğini ve sarsıntının daha şiddetli hissedilmesine neden olabileceğini ifade etti.
17 Ağustos’ta Eskişehir’de 32 kişi hayatını kaybetti
17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin Eskişehir’de de ağır sonuçları olduğunu hatırlatan Yörükcü, kentte bir apartmanın yıkılması sonucu 32 kişinin hayatını kaybettiğini belirtti.
Yörükcü, bu acı deneyimin Eskişehir’in deprem güvenliğinin yalnızca bina bazında değerlendirilemeyeceğini gösterdiğini belirterek; zemin, yapı, altyapı, ulaşım, kent planlaması ve afet yönetiminin birlikte ele alınması gerektiğini vurguladı.
“Yeni binaların geleceğin riskli yapıları olmasına izin veremeyiz”
Güvenli yapı üretiminin yalnızca yeni yönetmeliklere uygun bina yapmakla sınırlı olmadığını ifade eden Yörükcü, doğru zemin araştırması, projelendirme, kaliteli malzeme ve işçilik, şantiye şefliği ve yapı denetiminin bir bütün olarak ele alınması gerektiğini söyledi.
Yapı denetiminin yalnızca ticari bir faaliyet olarak görülemeyeceğini belirten Yörükcü, bunun doğrudan yaşam hakkı ve kamu yararıyla ilişkili bir kamu hizmeti olduğunu kaydetti.
TMMOB’den yapı envanteri çağrısı
TMMOB Eskişehir İl Koordinasyon Kurulu olarak taleplerini sıralayan Yörükcü, Türkiye’nin tamamını kapsayan güncel, bilimsel, şeffaf ve kamuya açık bir yapı envanteri oluşturulmasını istedi.
Yörükcü ayrıca riskli yapıların bilimsel yöntemlerle belirlenmesini, güçlendirme ve dönüşüm çalışmalarının risk düzeyine göre önceliklendirilmesini, Eskişehir’de yapılaşma kararlarının zemin özellikleri ve aktif fay sistemleri dikkate alınarak verilmesini istedi.
Parsel bazlı zemin etütlerinin eksiksiz uygulanması, gerekli durumlarda bilimsel esaslara uygun zemin iyileştirme yöntemlerinin kullanılması ve yapıların kullanım sürecindeki güvenliğini takip edecek periyodik kontrol sisteminin oluşturulması da talepler arasında yer aldı.
“27 yıl sonra artık daha fazla bekleyemeyiz”
Bilim insanları, mühendisler, mimarlar, şehir plancıları, meslek odaları ve üniversitelerin yıllardır deprem konusunda uyarılarda bulunduğunu belirten Yörükcü, buna rağmen her büyük deprem sonrasında aynı sorunların yeniden gündeme geldiğini söyledi.
Afet politikalarının bilim insanları, meslek odaları, üniversiteler ve ilgili kamu kurumlarının katılımıyla oluşturulması gerektiğini vurgulayan Yörükcü, deprem sonrasında müdahaleye dayalı anlayış yerine afet gerçekleşmeden önce riskleri azaltan bütüncül bir politikanın hayata geçirilmesi çağrısında bulundu.
Yörükcü, açıklamasını şu sözlerle tamamladı:
“Deprem değil, bilimi, mühendisliği ve kamusal denetimi dışlayan anlayış öldürür. 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nde ve ülkemizde yaşanan tüm depremlerde kaybettiğimiz yurttaşlarımızı saygıyla anıyoruz. Onları anmanın en anlamlı yolu, aynı acıların yeniden yaşanmaması için bilimin ve mühendisliğin gösterdiği yolda, daha fazla vakit kaybetmeden harekete geçmektir. Unutmadık, unutmayacağız. Unutturmayacağız.”




